Geçenki yazımda, Allah’ın annenin bünyesine işlediği o doğal donanımdan; saatlerin, kitapların ötesinde işleyen içsel rehberlikten bahsetmiştim. Doğal ebeveynlik; çocuğun ihtiyacını hissetmek ve ona güvenle yanıt verebilmektir. Fakat tam bu noktada günümüz ebeveyninin zihnine kanca atan o büyük kaygı beliriyor: "Ya bir yerde hata yaptıysam? Ya bu yaptığım çocukta derin bir travma bıraktıysa?"
Ekranlarda, sosyal medyada sürekli pompalanan "Şunu yaparsanız çocukta şu travma oluşur" söylemleri, anne babaları her an patlamaya hazır bir bombanın üzerindeymiş gibi hissettiriyor. Yorgun bir günün sonunda çocuğa sesinizi biraz yükseltmek, bir anlık sabırsızlık ya da çocuğun ağlama krizine anında çözüm bulamamak bir yıkım gibi sunuluyor. Oysa kusursuz bir ebeveynlik imkânsızdır. Tıpkı kusursuz kulluk bile olmadığı gibi…Bazen hayatın getirdiği ağır yükler, bazen kendi çocukluğumuzdan taşıdığımız yaralar yüzünden evlatlarımızla kurduğumuz bağ zedelenebilir. Ama yaşanan her zorluk, her ağlama ya da ebeveynin her insani hatası bir "travma" değildir.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatına baktığımızda, çocukların tamamen steril, hiç ağlamadığı ya da hiç engellenmediği yapay bir dünya görmüyoruz. Aksine, hayatın tam ortasında, son derece gerçekçi ve şefkatli bir denge görürüz.
Peygamberimiz namaz kılarken torunları Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin gelip sırtına tırmandığında, onları sertçe itip azarlamamış; ama "namazım bozulacak" telaşıyla da bir kriz çıkarmamıştır. Çocukların o anki ihtiyacını anlayıp secdesini uzatmış, çocuk kendi isteğiyle inene kadar beklemiştir. Yine sahabeden Enes b. Malik, çocuk yaşta 10 yıl boyunca O’nun hizmetinde bulunmuş ve bir kez olsun "Neden bunu böyle yaptın?" diye azarlanmadığını söylemiştir.Bu örneklerden belki de şunu çıkarabiliriz: Peygamber Efendimiz çocukların kusursuz davranmasını beklemiyordu. Çocuk hata yapabilir, dökebilir, ağlayabilir veya sabırsızlanabilir. Önemli olan ebeveynin verdiği tepkinin yıkıcı değil, güven verici ve kapsayıcı olmasıydı.
Allah bizi cezalandırmak için değil, olgunlaştırmak için imtihan eder. İnşirah Suresi’nde ‘Şüphesiz her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır’ derken, zorluğun hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu hatırlatılır. Çocuğun hayatında hiç zorluk olmaması da onu korumaz; aksine duygusal olarak kırılgan yapar. Bazen bir sınırla karşılaşması, istediği şeyin anında olmaması yüzünden hayal kırıklığı yaşaması, çocuğun ‘hayatın gerçekliğiyle baş etme’ kasını geliştirir.
Yaşanan acılar, zorluklar ve ebeveynlikte aldığımız yaralar sadece insanı yıkmaz; doğru bir bakış açısıyla ve gerektiğinde profesyonel bir destekle ele alındığında, insanı büyüten, sınırlarını öğreten birer basamağa dönüşür. Ebeveynlikte belirleyici olan hiç hata yapmamak değil, hata yaptıktan sonra o bağı onarabilmektir. Çocuk, insanın hata yapabileceğini ama sevgisinin devam ettiğini ebeveyninden öğrenir. Sonunda hayatın sarsıntılarını aşan insan, hem kendi yaşam felsefesini derinleştirir hem de evladına çok daha güçlü, gerçekçi ve güven veren bir rehber olur.
O halde kendimize ve evlatlarımıza biraz alan açalım. Kusursuz birer robot değil, bağ kurabilen, düştüğünde kalkabilen ve Allah’ın merhametine sığınan ebeveynler olmaya odaklanalım.