Çocukluğunuzdan aklınızda kalan bir öğretmen cümlesi var mı?
Bir sınavın ortasında, tahtanın önünde ya da ders bitiminde söylenmiş birkaç kelime… Yıllar geçmiş, okulun koridorları hafızanızda silikleşmiş olabilir. Ama o cümleyi kimin, nasıl bir sesle söylediğini hâlâ hatırlarsınız.
“Sen yapabilirsin.”
“Fikrini merak ediyorum.”
“Bir de sen anlat.”
Söyleyenin belki çoktan unuttuğu bu sözler, duyan çocuğun içinde uzun süre yaşamaya devam eder. Bazen yeni bir işe başlarken, bazen bir hatanın ardından yeniden denerken duyulur o tanıdık ses.
Çünkü çocuklar kendilerini tanımaya başlarken yetişkinlerin onlara nasıl baktığına da bakar. Anlattıkları dinlenmeye değer mi? Soruları önemli mi? Yanlış yaptıklarında yeniden denemelerine izin var mı? Bütün bunların cevabını, günlük hayatın küçücük anlarında ararlar.
Bir sınıfta elini kaldırıp sonra usulca indiren çocuğu düşünün. Belki cevabından emin değildir. Belki daha önce yanlış söylediğinde arkadaşları gülmüştür. Belki de söyleyeceği şeyin kimseyi ilgilendirmeyeceğini düşünüyordur. Öğretmeninin onu fark edip söz vermesi, cevabını sabırla beklemesi, o çocuk için derse katılmanın ötesinde bir anlam taşıyabilir: Burada benim de bir yerim var.
Bir çocuğun kendine güveni biraz da böyle anlarda büyür.
Çocuklar için yazarken, bir hikâyenin onlarda hangi kapıyı aralayacağını merak ederim. Bir karakteri neden sevdiklerini, bir sonu neden değiştirmek istediklerini dinlemek isterim. Çünkü yetişkinin aklından geçmeyen bir ayrıntı, çocuğun dünyasında hikâyenin en önemli yeri olabilir. Ona anlatacak alan bıraktığımızda, kendi düşüncesinin değerini fark etmesine de yardımcı oluruz.
Öğretmenler her gün bu karşılaşmaların içinde. Aynı sınıfta farklı hızlarda öğrenen, farklı şeylerden korkan, farklı yollarla kendini anlatan çocuklarla bir aradalar. Kimi hemen konuşuyor, kimi uzun süre izliyor. Kimi bildiğini rahatça gösteriyor, kimi bildiği hâlde çekiniyor. Bütün bu farklılıkları görebilmek emek ve dikkat istiyor.
Bu yüzden bir öğretmenin emeğini yalnızca sınav sonuçlarında aradığımızda pek çok şeyi gözden kaçırıyoruz. Önceden soru sormaya utanan bir çocuğun artık el kaldırmasını, hata yaptığında ağlayan bir öğrencinin yeniden denemesini, yazdığı iki satırı saklayan bir çocuğun defterini paylaşmaya başlamasını…
Bunların bir not karşılığı olmayabilir. Oysa çocuğun hayatında çok büyük bir karşılığı vardır.
Elbette bu sorumluluğu yalnızca öğretmenlere bırakamayız. Evde kurduğumuz cümleler de çocuğun kendisi hakkında düşündüklerine karışır. Sadece sonucunu mu soruyoruz, yoksa gösterdiği çabayı da görüyor muyuz? Anlatırken gerçekten dinliyor muyuz? Başka çocuklarla kıyasladığımızda, kendi yolunu bulmasını zorlaştırıyor olabilir miyiz?
24 Kasım yaklaşırken, kendi çocukluğumuzu da hatırlayalım isterim. Bize cesaret veren öğretmeni, yazımızı sınıfta okuyanı, sessizliğimizi fark edeni… Belki bugün hâlâ severek yaptığımız bir şeyin başlangıcında onun açtığı küçük bir alan vardır.
Ve bugün bir sınıfta, henüz kendinde ne olduğunu bilmeyen bir çocuk oturuyor. Yazdığı hikâyeyi çantasında saklıyor, cevabını söylemeye çekiniyor ya da yapamayacağını düşünüyor.
Onu fark eden bir öğretmen, o gün çocuğun kendisi hakkında kurduğu cümleyi değiştirebilir.
“Ben yapamam” diye başladığı bir günü, “Bir daha deneyeceğim” diyerek bitirmesini sağlayabilir.
Bir çocuğa bu cesareti veren bütün öğretmenlerin Öğretmenler Günü kutlu olsun.

Yorumlar 0 yorum