Atatürk’ün bağımsızlık iradesi ve Alparslan Türkeş’in millî kalkınma anlayışı ışığında 29 Ekim’in anlamı…
Bazı tarihler vardır ki yalnızca geçmişi anlatmaz; bir milletin kim olduğunu, hangi mücadelelerden geçerek bugünlere ulaştığını ve geleceğe hangi değerlerle yürümesi gerektiğini de hatırlatır. 29 Ekim 1923, Türk milleti için bağımsızlığın, millî iradenin ve ortak geleceğe duyulan inancın tarihidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Millî Mücadele, vatan topraklarını işgalden kurtarmanın ötesinde, Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma mücadelesiydi. Büyük fedakârlıklarla kazanılan zaferin ardından Cumhuriyet’in ilan edilmesi, egemenliğin millete ait olduğu anlayışını devlet yönetiminin temeline yerleştirdi. Cumhuriyet, bir milletin yalnızca geçmişte kazandığı bir zafer değil, geleceğini kendi iradesiyle kurma kararlılığıydı.
Atatürk’ün Cumhuriyet’e verdiği önem, onun şu sözlerinde açıkça görülür: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.” Bu söz, Cumhuriyet’in herhangi bir kişinin ömrüyle sınırlı olmadığını; milletin ortak iradesiyle yaşatılması gereken köklü bir devlet eseri olduğunu anlatır.
Cumhuriyet’in gücü, milletin birliğidir
Bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca sınırları, ordusu veya ekonomik gücü değildir. Bunlar kadar önemli olan, vatandaşlarının ortak bir vatana ait olma bilinci ve birbirlerine duydukları güvendir. Millî birlik, farklı düşüncelere, hayat tarzlarına ve siyasi görüşlere sahip insanların ortak değerler etrafında buluşabilmesidir.
Türk milletinin tarih boyunca en zor dönemleri aşmasını sağlayan temel unsurlardan biri, bağımsızlık söz konusu olduğunda ortak bir irade ortaya koyabilmesidir. Millî Mücadele’nin başarısı da farklı toplumsal kesimlerin vatanın geleceği için bir araya gelmesinin tarihî örneklerinden biridir.
Bugün de ihtiyacımız olan, ayrılıklarımızı derinleştirmek değil, ortak paydalarımızı güçlendirmektir. Farklı düşünmek, aynı vatanın evlatları olmaya engel değildir. Siyasi görüşler değişebilir, tartışmalar yaşanabilir; ancak Türkiye’nin bağımsızlığı, milletin huzuru ve çocuklarımızın geleceği hepimizin ortak meselesidir.
Bayrağımızın gölgesinde bir arada yaşama iradesi, Cumhuriyet’in en kıymetli kazanımlarından biridir. Bu kazanımı korumak, birbirimizi ötekileştirmekle değil; adalet, karşılıklı saygı ve ortak sorumluluk ve bir millete ait olma duygusuyla mümkündür.
Atatürk’ün hedefi ve Dokuz Işık’ın kalkınma anlayışı
Başbuğ Alparslan Türkeş’in Millî Doktrin Dokuz Işık eserinde ortaya koyduğu fikirler arasında milliyetçilik, ahlakçılık, ilimcilik, toplumculuk ve kalkınmacılık gibi başlıklar yer alır. Bu yaklaşım, millî kimliğin korunmasının yanında ülkenin üretim, bilim, eğitim ve toplumsal dayanışma alanlarında güçlenmesi gerektiğine de işaret eder.
Atatürk’ün çağdaşlaşma hedefiyle Türkeş’in millî kalkınma vurgusu, Türkiye’nin geleceği üzerine düşünürken önemli bir ortak sorumluluğu hatırlatır: Bağımsızlığı kalıcı kılmak, güçlü kurumlara, nitelikli eğitime, bilimsel gelişmeye ve üretken bir ekonomiye sahip olmakla mümkündür.
Cumhuriyet’in değerini yaşatmak, onu yalnızca törenlerde anmakla sınırlı değildir. Kamu yönetiminde liyakati gözetmek, hukukun üstünlüğünü korumak, kamu kaynaklarını milletin yararına kullanmak ve gençlere fırsat eşitliği sağlamak da bu sorumluluğun parçasıdır. Devletin gücü, vatandaşına adalet sunması ve geleceğe güvenle bakabileceği bir ortam oluşturmasıyla pekişir.
Millî birlik de ancak vatandaşların kendilerini eşit, güvende ve bu ülkenin geleceğinde söz sahibi hissetmeleriyle güçlenir. Çünkü bir milleti kalıcı biçimde bir arada tutan, yalnızca ortak geçmişi değil, adalet duygusu ve ortak geleceğe duyulan güvendir.
Geçmişin emaneti, geleceğin sorumluluğu
29 Ekim, geçmişin kahramanlıklarını hatırlarken geleceğe karşı sorumluluklarımızı da düşünme günüdür. Gençlerimizin bilimde ve teknolojide ilerlediği, emeğin değer gördüğü, adaletin güçlendiği ve hiçbir vatandaşın kendisini dışlanmış hissetmediği bir Türkiye, Cumhuriyet’in geleceğine yapılabilecek en anlamlı katkıdır.
Atatürk’ün mirasına sahip çıkmak, onun kurduğu Cumhuriyet’i çağın ihtiyaçlarına cevap verebilen, kurumları güçlü ve vatandaşlarının refahını yükselten bir ülke olarak geleceğe taşımaktır. Türkeş’in millî kalkınma ve toplumsal sorumluluk üzerine düşüncelerini değerlendirmek de bu hedefler doğrultusunda üretmenin, çalışmanın ve ortak menfaati kişisel çıkarlardan üstün tutmanın önemini hatırlatır.
Unutmamalıyız ki Türkiye Cumhuriyeti, hepimizin ortak vatanı ve ortak geleceğidir. Bu emaneti korumak; farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek millî birliğimizi güçlendirmek, bağımsızlığımıza sahip çıkmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir ülke bırakmakla mümkündür.
Bu 29 Ekim’de, Cumhuriyet’in kuruluşunda emeği geçen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.
Çünkü Cumhuriyet, bir milletin ortak iradesidir; millî birlik ise bu iradeyi geleceğe taşıyan en güçlü bağdır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Yorumlar 0 yorum