Bir çocuğa kitap okurken bazen son sayfaya hiç varamayız. Üçüncü sayfadaki küçük bir ayrıntıya takılır, resimdeki bir karaktere isim koyar ya da aynı soruyu yeniden sorar. Biz hikâyeyi bitiremediğimizi düşünürüz. Oysa belki de kitapla kurduğu ilişki tam o anda başlıyordur.

Çocuklara kitap sevdirmek istediğimizde aklımıza çoğu zaman bir okuma düzeni kurmak gelir. Her akşam belli bir saatte, belli bir süre kitap okuyalım isteriz. Bunun için zaman ayırmak elbette güzeldir. Ama bir kitabı sevmenin tek yolu, onu baştan sona sessizce dinlemek değildir.

Bazen çocuk kitabı kendi seçmek ister. Bazen yalnızca resimlerine bakar, bazen de aynı hikâyeyi günlerce yeniden okumamızı ister. Yetişkinler için tekrar gibi görünen şey, onun için sevdiği bir dünyaya yeniden dönmektir. “Bunu zaten okuduk,” demek yerine o dünyaya bir kez daha birlikte girebiliriz.

Kitaplar yalnızca okunacak metinler de değildir. Birlikte gülmenin, merak etmenin, soru sormanın bahanesi olabilirler. Çocuk bir sayfada durup konuşmak istiyorsa durabiliriz. Hikâyeyi kendi sözcükleriyle değiştirmek istiyorsa onu dinleyebiliriz. Kitap, o anda ikimizin arasında açılan bir yere dönüşür.

Bir çocuk kitabını yazarken, hikâyenin her okurun elinde başka bir ses bulacağını düşünmek beni heyecanlandırıyor. Kimi çocuk kahramana gülecek, kimi bir resimde oyalanacak, kimi de hikâyenin bambaşka bir sonunu hayal edecek.

Belki çocuklara kitap sevdirmenin başlangıcı da burada: Onlardan kitapları bizim istediğimiz gibi okumalarını beklememek. Birlikte geçirdiğimiz zamanı sevmelerine, sayfalar arasında kendi yollarını bulmalarına izin vermek.

Çünkü bazen bir çocuk, önce hikâyeyi değil; o hikâyeyi kendisiyle paylaşan sesi sever.