HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları
Kaan Koç

Kaan Koç

Tarih ve Mikroplar

Yazar: Kaan Koç
Tarih:
Okunma: 212
Yorum: 0
Yazı Boyutu:
Paylaş:

Tarih konuşurken ya da anlatılırken başroller hep savaşlar olmuştur. Kudretli hükümdarlar, büyük komutanlar her zaman gündemimizde, hatta ideolojilerimizi dahi belirliyorlar. Bir lidere sarılıp öbürüne hakaret ediyor, yeri geliyor dostlarımızla tartışıyoruz. Bahsi geçen liderlerin fikirleri, gayeleri dünyayı şekillendirip, sınırlar çiziyor. Bu yolda icat edilen ve geliştirilen silahlar ise insanların kaderlerini belirliyor. Tarihin en başındaki ilkel silahlardan, günümüzdeki son teknolojiye kadar milyonlarca insan savaşlar nedeniyle öldü. Hepimizin lanet ettiği savaşlar bize çok büyük acılar yaşattı, yaktığımız ağıtlara konu oldu. Maalesef günümüzde halen vahşet bitmiş değil. En çok insanı hangi lider veya hangi savaş öldürmüştür? Peki çektiğimiz acılar bunlarla sınırlı mı? Aslında bu konu bizlerin biraz göz ardı ettiği bir konu. Çünkü savaşlardan daha fazla insan öldürmüş bir şey var; mikroplar. 


Hastalıklar, salgınlar tarihin en erken döneminden itibaren insanlığın en azılı düşmanı. Bu düşmanı bu kadar tehlikeli hale getiren şey ise hiç şüphesiz, bilinmiyor oluşu. İnsanlar 1870’li yıllara kadar mikropların hastalığa neden olduğunu bilmiyor. Hastalıkların sebebinin şeytanlar ve kötü ruhlar olduğu düşünüyor. Mikropların bu denli tehlikeli hale gelmesi, insanların yaşam şeklini değiştirmesiyle başlıyor. İnsanların yerleşik hayata geçmesi, tarım ve hayvancılık ile uğraşmaya başlaması mikropların sevdiği kalabalık ortamları oluşturuyor. Dahası ise hayvanların evcilleştirilmesiyle birlikte, hayvanlardan insanlara mikroplar bulaşması. İnsanların ve hayvanların bu teması tarihin erken dönemlerinde başlarken, ilk antibiyotik olan Penisilin’in bulunması ise ancak 1920’li yıllar olacak kadar geç. Arada geçen uzun yıllar boyunca insanlar kendilerine ne olduğunu, nasıl kurtulacaklarını bilmeden hayatlarını kaybediyor. Bu durum pek çok canın kaybedilmesinin yanında, insan yaşamını farklı şekillerde etkiliyor. Mesela alkolizmin ortaya çıkması buna bağlı. Mikroplara taşıyıcı ortam sağlayan suların kirlenmesiyle birlikte su kıtlığı yaşanıyor ve insanlar sıvı ihtiyaçlarını alkolden karşılamaya çalışıyor. Hatta Bira, bu yüzden çorba olarak kullanılmaya başlanıyor. Günümüzde ortalama yaşam süresi 80 yaşına dayanmışken, eskiden bu sayı 40 yaş olacak şekilde fazlasıyla düşük seviyelerdeydi. Ayrıca doğan 6-7 çocuktan sadece 1-2 tanesi hayatta kalabiliyordu.  Azalan insan nüfusu ile birlikte evlenme çağı 13 yaşına kadar düşüyor. Avrupalıların, Amerika’ya gidişi ile birlikte yanlarında bu mikropları, hastalıkları da götürüyorlar. Yeni tanıştıkları bu hastalıklara herhangi bir bağışıklığı bulunmayan Amerikalılar’dan pek çoğu hayatını kaybediyor. Öyle ki 60-100 milyon arasında tahmin edilen Amerika nüfusu 6 milyona kadar düşüyor. Bu hastalıklara biraz yakından bakmak gerekir.


Sıtma hastalığı, insalığa öylesine büyük zararlar veriyor ki, “İnsan Soyunun Budayıcısı” lakabını alıyor. 40 dereceye kadar yükselen ateş, titreme, ses incelmesi, bağışıklık sisteminin çökmesi ve bebek düşürmek gibi pek çok etkisi var. Havale gibi farklı şeye de yol açabiliyor. Bağışıklığın düşmesi ile birlikte insanlar başka hastalıklara savunmasız hale geliyor. Çaresi ise ancak 2. Dünya Savaşı döneminde bulunabiliyor. Anofel isimli sineklerden bulaşan hastalıktan kurtulmak için savaş esnasında askerlere “DDT” isimli ilaçlar veriliyor. Lakin ilerleyen dönemlerde bu ilaç, kanserojen etkisi bulunması sebebiyle yasaklanıyor. DDT isimli ilaç tarımda da kullanılıyor. Tarımsal verimliliği arttırsa da Gökdoğan isimli kuş türünün nüfusu belirgin bir tahribata uğratıyor. 


Cüzzam hastalığı ise yüzde büyük deformasyonlara sebep oluyor. Cüzzama yakalanan kişiler toplumdan uzaklaştırılıyor hatta veda törenleri ile uğurlanıyorlar. Cüzzamlı insanların ise sokağa çıktıklarında, gri bir kıyafet giymeleri ve çan taşımaları zorunlu hale getiriliyor. Çan sesi duyan insanların kaçıştıkları söylenir. Hindistan ve Çin’de ise cüzzama yakalanan kişilerin direkt öldürüldüğü biliniyor. Fransa ve İngiltere’de ise hayırseverlerin yaptırdığı cüzzam evleri ilerleyen zamanlarda Avrupa’nın hastanelerine dönüşecekti. Dönemin insanları cüzzamı, Tanrı’dan gelen bir ceza olarak düşünmüş ve Cüzzama yakalanan kişilerin aşırı şehvetlerinden ötürü cezalandırıldıklarına karar vermişti.




Veba salgını ise belki de bu hastalıklar arasında en popüleri. Kutsal kitaplara dahi konu olmuştur. 1347 vebasından önce, Cadılar ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle kediler öldürülüyor. Kedi nüfusunun azalması ile birlikte hastalık taşıyan fare ve kuş türlerinin sayısı ise artıyor. Vebalı hastalar, bu dönemde 40 gün izole ediliyorlar.  İtalyanca’da 40 anlamına gelen “Quaranta” kelimesi ise bu dönemden sonra karantina ismini alarak dilimize yerleşiyor. 


Çiçek hastalığı ise 10. Yüzyıldan itibaren görülüyor. 16. Ve 17. Yüzyılda pik yapan çiçek hastalığının, insanları çirkinleştirdiği söyleniyor. Öyle ki söylentiye göre, bu hastalıktan ölen insanların ruhları, öbür dünyada bedenlerine dönmek istemezmiş.


Tüberküloz, diğer adıyla verem için durum biraz farklı. 18.- 19. Yüzyıllarda ortaya çıkan veremin, kara sevdaya düşenlere bulaştığı düşünmekte. Hastalıkla ilgili romantik hikayeler yazılmış. Kafka, Çehov gibi ünlü isimler dahi bu hastalıktan muzdarip. Nemli, güneş görmeyen yerler ise vereme yakalanmanın başlıca sebeplerinden. Kömür madenlerinde 16 saate kadar çalışan dönemin insanları veremden ziyadesiyle muzdarip. 


Bu hastalıkların aksine Frengi, Amerikadan, Avrupa’ya geliyor. 16.-17. Yüzyılın AIDS’i olarak biliniyor. Çok hızlı yayıldığı söylenen Frengi, irin ve şişliklere sebep oluyor. Dönemin insanları bu hastalıktan kurtulmanın yolunun terlemek olduğunu düşünüyor. Bu nedenle fakirler sobaların yanında dururken, zenginler ise Civa yutuyor. Civa nedeniyle olan ölümlerin yanında, ölmeyenler ise kel kalıyor. Kel kalan zenginlerle birlikte peruk kullanımı artıyor. Frengi hastalığına ise küfür eden lanet okuyan insanların yakalandığı düşünülüyordu. Cinsel yollardan bulaşan Frengi hastalığından korunmak amaçlı Albay Condom, domuz bağırsağından ilk kondomu üretip kendi ismini veriyor.


Bilimin ilerlemesiyle birlikte bu hastalıklara çare bulundu. Ortalama yaşam süreleri uzadı ve çocuk ölümleri bizim için artık normal değil. Kullanmaktan imtina ettiğimiz ilaçlar, antibiyotikler aslında hayatta olmamızın temel sebebi. Şu an beğenmeyip eleştirdiğimiz doktorlarımızın kıymetini ancak onları kaybettiğimizde anlayacağız.

Yorumlar

Lütfen aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
  • Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
  • Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
  • Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
  • Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
  • Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
  • Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
  • Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
  • Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.