HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları HaberHendek.Com Reklamları
Kaan Koç

Kaan Koç

Sofradaki yabancı

Yazar: Kaan Koç
Tarih:
Okunma: 361
Yorum: 0
Yazı Boyutu:
Paylaş:

Türk mutfağı, lezzeti ve çeşitliliğiyle gerçekten ayrı bir konumda. Dünya mutfakları arasında önemli bir yer arz ediyor. Bizim için ise pek tabi farklı anlamları var. Sabah kahvaltıları, akşam yemekleri bizim için bir etkinlik, toplanma araçları halinde. İftar yemekleri, ailecek yapılacak bir kahvaltı, arkadaşlar ile bir akşam yemeği bizim kültürümüzün bir parçası. Bu sofra ve yemek konuları, yeri geliyor sohbetlerimizin gündemine oturuyor. Lezzetli bir yemek yediğimizde deneyimimizi anlatıyor, birbirimizle yemek tarifleri paylaşıyoruz. Belki de en çok konuşulan ise pazar alışverişleri oluyor. Patatese gelen zam, domatesin lezzeti, biberin veya fasulyenin durumu mütemadiyen gündemimizde. Bu konu ülke siyasetinde dahi konuşuluyor. Yeri geliyor bu durum hükümetleri belirliyor. Peki bu sebzeler nereden geliyor? Büyüklerimizden öğrendiğimiz tarifler ne kadar eski? Bakalım ne zamandan beri hayatımızdalar.


Gariptir ki alıştığımız veya severek yediğimiz bu sebzelerden bazıları bizlere epey yabancı. Tarihte biraz geriye gittiğimizde patates, domates, mısır, biber fasulye, tütün, ay çiçeği veya hindi ülkemiz topraklarında bulunmuyor. Bahsi geçen şeyler ne Avrupa’da ne de Asya’da bulunuyor. Hikaye ise 1500’lü yılların başına dayanmakta. Aslında durum Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz’e hakim olmasıyla başlıyor. Bunun sonucunda Avrupalı devletler, Osmanlı’nın hakim olduğu bölgeleri kullanmadan Hindistan’a gitme gayesini ediniyor. Bu gayenin sonucunda ise isteyerek ya da istemeyerek Amerika kıtası keşfediliyor. Bu yeni topraklar ile tanışan denizciler, o topraklarda bulunan nimetleri Avrupa’ya taşımaya başlıyor. Pek tabi ki bu topraklardan Amerika’ya giden şeyler de oluyor. Bizlerde patates veya domatesin bulunmadığı gibi Amerika’da ise inek, koyun, tavuk, domuz veya at bulunmamakta. Avrupalı denizcileri at üstünde gören Amerikan yerlileri bu hayvanları tanımadığı için ata binen Avrupalıların tanrı olduklarını düşünüyor. Lakin daha önemlisi ise Amerika’daki protein eksikliği. Amerika’da sadece Hindi, Alpaka ve Lama bulunmakta. Bu protein eksikliğinden kaynaklı olarak Amerika’daki ortalama yaşam süresi Avrupa’ya kıyasla çok daha düşük. Bu değiş tokuşun sonucunda bizlerin hayatına girecek ürünler ise pek çok farklı hikayeye sahip. Mesela domates ile yeni tanışan insanlar domatesin kızardığı zaman bozulduğunu, normal olanın yeşil haldeyken tüketilmesi gerektiğini düşünmekteler. Hatta domatesin zehirli olduğunu düşünenler de var. Bu yeşil domatesler, Avrupa’da çok yaygın olan kurşun kaplarda tüketiliyor. Kurşun kaplar ile etkileşime giren domates ise ortaya zehirli bir madde üretiyor. Bu gören insanlar ise domatesin zehirli bir yiyecek olduğu kanaatindeler. Domates bizim ülkemizde yayılma zamanı ise neredeyse 1800’lü yıllara kadar geliyor. Patatesin durumu ise biraz farklı. 1700’lü yıllarda yayılan patatese ise Avrupa’da bakış açısı biraz farklı. Patatesin yerin altında yetiştiğini gören Avrupalılar, patatesin şeytan işi olduğunu düşünüp tüketmiyorlar. Bu yüzden patates ile hayvanları beslemeye başlıyorlar. Lakin bir süre sonra patates yiyen hayvanların iyice semirdiğini görmeye başlamaları sonucunda patates yemeye başlıyorlar. Patates öyle önemli bir hale geliyor ki 1800’’lü yılların ortalarında, İrlanda’da patates eksikliği yüzünden yüz binlerce insan ölüyor. Fazla yağan yağmurlar ve güneşsiz, kapalı hava yüzünden, patatesin köküne küf mantarı yerleşiyor. Öyle ki bir kaç sene içinde kıtlık başlıyor ve 400.000 kadar İrlandalı bu yüzden hayatını kaybediyor. 1 Milyon İrlandalı ise bu sebepten Amerika’ya yerleşiyor. Aslında bakıldığında büyüklerimizden öğrendiğimiz fasulye yemeği tarifi bizlere yabancı. Mısır, Ay Çiçeği bu topraklara turist olarak gelmiş. Avokado haricindekiler ise bizlerden biri olmuş durumda. Mesela tütün. Günümüzde bırakılmaya çalışılan, zararı hakkında bilimsel araştırmalar yapılan nikotinin hikayesi de buraya bağlanıyor. Tütün Amerika’dan, Portekiz’e geliyor. Fransa’nın Portekiz büyükelçisi olan Jean Nicot sayesinde bu tütün yayılıyor. Daha sonra bu nikotin isimli bağımlılık yapan maddeye, Jean Nicot’un ismi veriliyor. Pek tabi ki Avrupa ile Amerika arasındaki alışveriş sadece yiyecekler ile sınırlı değil. Hastalıklar da bu takasın içinde. Bu hastalık değişimi de hakkın bir yazı yazılmaya değecek  pek çok farklı güzel hikayelere sahip.

Yorumlar

Lütfen aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
  • Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
  • Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
  • Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
  • Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
  • Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
  • Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
  • Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
  • Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.