Selin Özan
Okulun Kapısında Biraz Büyümek
Eylül geldiğinde yalnızca okul kapıları açılmaz. Bazı çocuklar ilk kez annelerinin elini bırakırken, bazı anne ve babalar da çocuklarına biraz uzaktan güvenmeyi öğrenir.
Okulun ilk günlerinde kimi çocuk sınıfına neşeyle koşar, kimi kapının önünde biraz daha beklemek ister. Bazısı hemen arkadaş edinir, bazısı uzun süre yalnızca etrafını izler. Çünkü her çocuk yeni bir yere kendi zamanında alışır.
Biz yetişkinler ise çoğu zaman onların hemen uyum sağlamasını bekleriz. Ağlamasın, çekinmesin, geride kalmasın isteriz. Oysa bir çocuğun okul kapısında döktüğü birkaç damla gözyaşı güçsüzlük değil; alıştığı dünyadan yenisine geçerken yaşadığı duygunun en doğal hâlidir.
Belki de o anlarda yapmamız gereken, çocuğumuzu başkalarıyla karşılaştırmak değil; ona “Hazır olduğunda ben buradayım,” diyebilmektir. Çünkü çocuklar cesareti, hiç korkmamaktan değil; korktuklarında sığınabilecekleri güvenli bir yer olduğunu bilmekten öğrenirler.
Sonra bir sabah o küçük el, bizim elimizi biraz daha kolay bırakır. Çantasını sırtına takar ve arkasına daha az bakarak sınıfına doğru yürür. Biz de bulunduğumuz yerde kalıp onun uzaklaşmasını izleriz.
Belki de büyümek, bir eli bir anda bırakmak değildir. İhtiyaç duyduğunda hâlâ orada olduğumuzu bilerek, o elin yavaşça kendi yoluna gitmesine izin vermektir.
Ve okulun kapısında, yalnızca çocuklar değil; biz yetişkinler de biraz büyürüz.
