Rabia Dinçer
DOĞAL EBEVEYNLİK
Geçenlerde bir hocamızın ebeveynlik üzerine yazdığı yazıyı okurken, daha önce annelere sorduğu bir soru geldi aklıma: “Saatlerin ve kitapların olmadığı bir dünyada yaşasaydınız, bebeğinizin acıktığını nereden anlardınız?” Cevaplar çok net verilmişti; ne bir saat kadranına bakarak ne de bir uzmanın çizelgesini takip ederek... Kimi anne sadece göğsüne gelen süt hareketlerinden bahsetti, kimisi de çocuğun ağlaması ile gelen o histen.
Aslında soru bize unuttuğumuz çok temel bir gerçeği tekrar hatırlatıyor: Ebeveynlik, sonradan kurslarda öğrenilen bir beceri değil; Allah tarafından insanın fıtratına yüklenmiş doğuştan gelen bir donanımdır.
Bizler anne ya da baba olduğumuzda, evladımızı nasıl büyüteceğimizin rehberi ruhumuza zaten ilahi bir yazılım olarak yükleniyor. Ancak ne hazin ki günümüzde, "daha iyi ebeveyn olma" kaygısıyla dışarıdan giren o kadar çok gürültü ve ezber var ki; içimizdeki bu doğuştan gelen donanımın sesini duyamaz hâle geldik.
Oysa ebeveynliğin özü, sürekli yeni stratejiler geliştirmek değil; doğru mesajı doğru okuma sanatıdır.
Bebeğin ağlaması bir şımarıklık ya da "sizi kullanma çabası" değildir. O, henüz kelimeleri olmayan bir ruhun fıtrî lisanıdır. Çocuğun kucağa gelmek istemesi, gece ebeveyninin kokusunu araması ya da bir korku anında anne babasına sığınması bir "bağımlılık sorunu" değil; "Beni rahatlat, güvende olduğumu hissettir" mesajıdır.
Dönüp baktığımızda, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) çocuklarla ilişkisinde tam olarak bu mesaj okuma hassasiyetini görürüz. Torunu Hz. Hasan’ı bağrına basıp öperken, "Benim on çocuğum var, hiçbirini öpüp kucaklamadım" diyen adama verdiği cevap fıtratın özüdür: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez!”
Allah Resulü, bir çocuğun temas ve şefkat arayışındaki o sessiz mesajı hiç görmezden gelmemiş; onu "şımartmak" olarak değil, fıtratın en temel ihtiyacı olarak okumuştur.
Doğal ebeveynlik, bize dışarıdan yeni kurallar veya karmaşık metotlar öğretmeyi vaat etmez. Aksine, üzerimizdeki yapay bilgi yükünü hafifletmeyi hedefler.
Mesele, çocuğumuzu kendi kurguladığımız kalıplara uydurmak değil; Rabbimizin onun fıtratına koyduğu potansiyeli ve bize gönderdiği sinyalleri doğru okuyabilmektir. Dışarıdaki gürültülü uzman seslerini biraz kısıp, kalbimize yerleştirilen o anne-baba güdülerimize ve evladımızın fıtrî özelliklerine güvenmeyi seçtiğimizde; ebeveynlik bir kaygı kaynağı değil, huzurlu bir akış hâline gelecektir.
Yeter ki içimizdeki o ilk sızıya ve ruhumuza işlenmiş olan ilahi donanıma kulak vermeyi bilelim.
